Atatürk Anıları

Yaşadıkça O’nu Taşıyacaksın

Ulu Önderimizin cenazesinin Etnografya Müzesi’ne getirilişi, Ankara. (21 Kasım 1938)

Yaşadıkça O’nu Taşıyacaksın

İşte başta onlar olmak üzere, bu ülkenin aymazlarına, Hasan Âli Yücel’in, Atatürk’ün naaşı Etnografya Müzesi’ne taşınırken yazdıklarını okutmak istiyorum. Sevgili arkadaşım, yazar Turhan Feyizoğlu yolladı. 21 Kasım 1938 günü naaşı taşıyan 12 vekil şu isimlerden oluşuyordu:

Naşid Uluğ (Kütahya), Mehmed Somer (Kütahya), Eyüb Danışoğlu (Trabzon), Kenan Ural (Manisa), Hasan Âli Yücel (İzmir), Hikmet Işık (Erzincan), Hilmi Çoruh (Mardin), Zühtü Akın (Kırklareli), Galib Pekel (Tokat), Hamdi Mustafa Gürsoy (İstanbul), Osman Erçin (Manisa), Atıf Bayındır (İstanbul). Yücel’in sözleri (özetle) kulaklarımızda patlıyor:

“Biliyor musun, bu ağaçtan kolunu tutarak taşıdığın tabutun içinde kim var? O insan mı? Olamaz. O bir cihandı. Uzaya sığmamalıydı; nasıl bir soğuk mahfazanın içinde durabiliyor? Sen bu bilmeceyi çözemezsin. Önüne bak. Taşı, o cihanı bu tabutun içinde belleyerek taşı! Sen O’nu daima kendi arzularına göre yürür ve yaşar görmüştün. Şimdi O, hareketlerini sizin iradelerinize bırakmıştır. İstediğiniz yere koyup, dilediğiniz yere kaldırıyorsunuz. Niçin bu hür ve hareketlerine sahip insan, hürriyetinden ve iradesinden vazgeçmiştir? Şimdi senin götürmek istediğin yer, O’nun gitmek istediği yerdir. Gözlerinin nemini kurutmadan, bol bol gözyaşı dökerek O’nu taşımak vazifendir. O kadar! Taşı O’nu… Bir cihan götürüyorsun. Cihanları yaratan bir insan götürüyorsun. Korkma ezilmezsin. O, kendini ezilmeden taşıtmak için sana kendi kudretinden vermiştir. Dikkat et, bu tabutun içindeki varlığında da O seni taşıyor. Sen kendini taşıyor gibisin. Karanlık meçhullere dalma. Ellerinin üstünde en büyük hakikati götürüyorsun. Maziyi istikbale halkediyorsun. Taşı; yükün ağır, fakat paha biçilmez bir kıymettedir. Taşı; O’nu taşıyarak sen de tarih oluyorsun. Yer nemli, gök nemli, gözlerin nemli. Bu ıslak hava içinde kaskatı ve kupkuru bir şey taşımaktasın. Üzülme. Maddenin ve ruhun bu çiseleyen yaşlarıyla o katılık yumuşuyor, o kuruluk yavaş yavaş yok oluyor. Taşıdığın cansız şeye yepyeni, başka bir hayat gelmektedir. Ve onun için değil midir ki O’nu taşırken bu hayat sana da sirayet ederek o aziz yükün altında dipdirisin. Canlısınız; taşıyanda ve taşınanda ölüm artık siliniyor. Fanilik, kalım ile omuz omuza… Bu kadar yakınlık içersinde. O’nu hayatta hissetmiyor musun? Taşı, O’nu taşıyarak yaşayacaksın. Yaşadıkça O’nu taşıyacaksın. Taşı, taşı.”1

1 Bedri Baykam, Cumhuriyet Gazetesi, 19 Kasım 2008

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir