Atatürk’ün dine bakış açısı Atatürk’ün din üzerine yaptığı ve yaptırdığı çalışmalar

Atatürk’ün dine bakış açısı Atatürk’ün din üzerine yaptığı ve yaptırdığı çalışmalar

ataturk-meclis-dua ataturk-dua-ederken

Atatürk’ün dine bakış açısı

Atatürk’ün din anlayışını onun hakkında yapılan yorumlardan ziyade, bizzat kendisinin bu konudaki söylev ve demeçlerine bakarak değerlendirmek lazımdır. Atatürk’ün din konusundaki görüş ve düşünceleri dikkatli bir şekilde incelendiğinde, onun din aleyhine ve dinsizlik anlamına gelebilecek herhangi bir sözüne rastlamak mümkün değildir. Aksine dinimizden, Hz. Peygamber’den övgü ve saygı ile bahseden, Müslümanlığından dolayı duyduğu onuru dile getiren pek çok sözleri vardır.

“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.”( Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri s. 116.)

“Efendiler, Allah birdir ve büyüktür. Kur’an bir Kitab-ı ekmeldir. Cenab-ı Peygamber hatemül enbiyadır.” ( Büyük Nutuk s.1241.)

“ Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramıştır.” ( Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Cilt 1, s. 208.)

Atatürk’ün, Bursa Şark Sinemasında halkla olan konuşması da dine verdiği önemi açıklar;

“Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz, insanlar mütekâmil olmak için bazı şeylere muhtaçtır.” ( Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II. s.70-71.)

Türk milletinin kalbinde yer etmiş iki Mustafa vardır; biri dinimizin Peygamberi Muhammet Mustafa diğeri ise Türk milletinin kurtarıcısı Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal Hz. Peygamber’e olan sevgisini ise şu sözleri ile ifade eder;

    “O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim,  senin adın silinir fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür.” ( Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye Harp Malulü Gaziler Dergisi, sayı.158, s.23.)

Ezan ve Kuran’ın okunuşu hakkında da şu sözleri sarf etmiştir;

“ Ezan ve Kuran’ı Türklerden başka hiçbir Müslüman milleti bu kadar güzel okuyamaz” ( Abdülkadir İnan, İki Hatıra, Türk Dili Dergisi, sayı:74, s.66.)

Bir de Ezanın Türkçe okutulması hadisesi vardır. Bu konu halk tarafından ağır eleştirilere mağdur kalsa da Ata’nın Ezanı Türkçe okutmaktan maksadı onu anlayarak kalbi muhabbetle derin bağlanmaktır. Her iki tarafında kendince haklı görüşleri vardır, bir kesim dini kaidedir, değişmez değiştirilemez, derken diğer bir kesim biraz da milliyetçi bir yaklaşımla ezanı Türkçeleştirmek istemiştir. Ancak şu muhakkak ki ezanın Türkçeleştirilmesi büyük bir tepkiyle karşılanmıştır. Ayet ve hadislerin Türkçeye çevrilmesi hoş karşılansa da ezan için aynı durum söz konusu değildir.

Atatürk, Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesinin şu gerekçeyle yapıldığını anlatıyor:
“Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor, fakat onun ne dediğini anlamıyor. İçinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın.” Ayrıca bu gerekçeyle hutbelerin de Türkçeleşmesini sağlamıştır.

Atatürk’ün 15 yıl yanında bulunan Hafız Yaşar Okur’un sözleri ise şöyledir;

“Atatürk dine karşı hiçbir zaman kayıtsız kalmamıştır, yalnız dini istismar edenlere cephe almıştır.”

Bununla ilgili birkaç hatırası da şöyledir;

“ Ramazan gelir gelir gelmez incesaz heyeti Çankaya Köşküne giremezdi. Sadece beni huzuruna çağırır Kur’an-ı Kerim’den bazı sureler okuturdu. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu ile dinlerdi. Ramazan ayı boyunca şehitlerimizin ruhuna hatim okumamı da emrederdi.”

“ Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanımla uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; annemize hatim okutmayı ihmal etme derdi.( Hafız Yaşar Okur, Atatürk’le On Beş Yıl Dini Hatıralar s.9-23.)

Namaz Kılan Memurlar;

“ Atatürk devrinde namaz kılan memurların işlerinden atıldığı kesin olarak yalandır. Ordunun başı olan Fevzi Çakmak ve yardımcısı Orgeneral Asım Gündüz namaz kılardı. Hayatta olan Asım Paşa ise bunları doğrular.” ( Ercüment Demirer, Din Toplum ve Kemal Atatürk s.9-13.)

Atatürk laikliği getirdi diye ona dinsizliği yüklemek doğru değildir, laikliğin uygulanış gerekçesi unutulmamalıdır. Dinin siyasete karışmakla çığırından çıktığı ve beraberinde devletin içine düştüğü yıkımı gördüğü için bu kararı almıştır. Kişileri ve olayları iki farklı kutupta, belirgin renklerle ayrıştırmaktan ziyade dönemin şartlarına, olayların gerekçelerine bakmak gerekir.

*********

Atatürk’ün din üzerine yaptığı ve yaptırdığı çalışmalar

Atatürk’ün Balıkesirde okuduğu hutbe

Atatürk’ün 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir’in Zagnos Paşa Camii’nde hutbe okumuştur: “Ey millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. (…) Dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor. Eğer akla, mantığa, hakikate tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânin-i tabiiyye-i ilâhiyye beyninde tezad olması icap ederdi.”

Yunanlıların yaktığı camiyi yaptırdı

“Atatürk, Erzurum Kongresi’nden ölümüne kadar her zaman yanında ve hizmetinde olan Mihalıççıklı emir çavuşu Ali Metin aracılığıyla 5 bin lira gönderip, Yunanlıların işgali sırasında yakıp yıktıkları ve imkânları olmadığı için Mihalıççıklılar’ın yaptıramadığı kasabanın tek camisini yeniden yaptırmıştır. Atatürk’ün tüm masraflarını bizzat karşılayarak yaptırdığı bu cami, bugün Mihalıççık’tadır ve Aşağı Cami veya Mihalıççık Atatürk Camii olarak bilinmektedir. Diğer taraftan ’18 Mart 1933′ tarihli bir kanuna göre de Eskişehir’deki üç şerefeli caminin sıva tamirinin yapılması kararlaştırılmıştır. 1922 yılında ise Bakanlar Kurulu’nun ilk toplantısında konuşan Mustafa Kemal, Yunan çekilişi sırasında birkaç bin caminin yakılıp yıkıldığını belirtmiş ve ‘Bu camileri yenilemek görevimizdir.’ demiştir.”

Hz. Muhammed’in kabrini yıktırmadı

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş tarafından yapılan bir tespite de yer verilen kitapta Atatürk’ün Hz. Muhammed’in mezarını yıkmak isteyen Suudiler’e karşı telgraf çektiği şöyle anlatılıyor: “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk, sıranın Hz.Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer tek bir taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demiştir. Bunun üzerine Suudiler Hz. Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi. Atatürk’ü din ve İslam dışı göstermek isteyenlerin rahatsız olacağı bu tür belgeler kasıtlı olarak yok edilmektedir.”

Kur’anı Türkçeye çevirtti

Mustafa Kemal toplumu dinimizin asıl kaynaklarıyla buluşturmak için Kur’an’ı Kerim’i Türkçeye çevirttirmiştir. Elmalılı Hamdi Yazır’a talimat veren Atatürk “Hak dini Kur’an Dili adıyla hazırlanan 9 ciltlik bir tefsiri Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı bastırdı. İslam dininde ruhbanlık yoktur. Bu nedenle herkesin dinini aracısız öğrenmesi esası vardır. Tefsir 1935 yılından itibaren her cildi on bin adet basıldı. 8 bin nüshasının parası ise Atatürk tarafından ödenerek Anadolu’ya gönderildi.

İmam hatip okullarını açtı

Atatürk Her kişi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası okuldur” diyerek 1924’te imam hatip okulları ve ilahiyat fakültesini açmıştır.

Herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder.

Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Türkiye’de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez. Artık samimi inananlar, derin iman sahipleri hürriyetin icaplarını öğrenmiş görünüyorlar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.