Atatürkün Barış Hoşgörü ve İnsanlık hakkındaki sözleri

Atatürk’ün barış hoşgörü ve insanlık hakkında söylediği sözleri

ATATÜRKÜN BARIŞ HAKKINDA SÖYLEDİĞİ SÖZLERİ

* Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz. (1931)

* Türk Cumhuriyetinin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta barış, dünyada barış gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve ilerlemesinden en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için övünülecek bir harekettir. (1933)

* Türkiye’nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti bizim daima prensibimiz olacaktır. (1931)

* Şuna da inanıyorum ki, eğer devamlı barış isteniyorsa, kütlelerin vaziyetlerini iyileştirecek beynelmilel tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, kıskançlık, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir. (1935)

* Barış yolunda nereden bir çağrı geliyorsa, Türkiye onu gönülden karşıladı ve yardımlarını esirgemedi. (1937)

* Barış, milletleri refah ve mutluluğa eriştiren en iyi yoldur. Fakat bu kavram bir defa ele geçirilince daimi bir dikkat ve itina ve her milletin ayrı ayrı hazırlığını ister. (1938)

Bu sözler de Fransız Büyük Elçisine sohbet esnasında Atatürk tarafından dile getirilmiştir:

* Ben toprak büyütme dileklisi değilim; barış bozma alışkanlığım yoktur; ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almasam, edemem. Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim: Hatay’ı alacağım… Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilemem; yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lütfen bildiriniz ve doğrulayınız, ekselans Ambasadör. (1937)

ATATÜRKÜN HOŞGÖRÜ İLE İLGİLİ SÖZLERİ

” Vicdan hürriyeti, her fert, istediğini düşünmek, istediğine inanmak,
kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, mensup olduğu bir dinin
icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin
fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.”
“Vicdan hürriyeti mutlak ve taarruz edilmez, ferdin tabii haklarının
en mühimlerinden tanınmalıdır.”
Bu girişin arkasından Atatürk’ün taassupsuzluk konusundaki açıklamaları
yer alır. Öneminden ve 1930′da yazılmasına rağmen bugünü yansıtmasından
dolayı açıklamanın tamamını almayı faydalı buluyorum.
TAASSUPSUZLUK (TOLERANS)*
“Hürriyet ihtimal ki zorla tesis olunur; Fakat herkese karşı, taassupsuzluk
göstermekle ve aldırmamazlıkla muhafaza edilir.”…
“Türkiye Cumhuriyeti’nde, herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder.
Hiç kimse dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türk Cumhuriyeti’nin
resmi dini yoktur. Türkiye’de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına
kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Artık
samimi dindarlar, derin iman sahipleri hürriyetin gereklerini öğrenmiş
görünüyorlar. Bütün bunlarla beraber, din hürriyetine, genellikle vicdan
hürriyetine karşı taassup kökünden kurumuş mudur?

Atatürk bu hususu 1931 yılında şöyle açıklamıştır.
“Kişilerin hürriyeti, devletin hakimiyet ve idaresinin korunmasına
bağlıdır. Devlet idaresi felç olursa kişilerin hürriyetini koruyacak hiçbir
kuvvet ve vasıta kalmaz. Bu sebeple hürriyeti yalnız bir taraflı değil, her
iki taraflı düşünmek gerekir.
Kişi hürriyeti kutsaldır. Bunların korunması için devamlı çalışılır.
Fakat bu çalışmada devletin kuvveti, otoritesi hiçe sayılırsa, belki hiçe indirilebileceği
dahi sanılır-ancak bu takdirde bu gibi insanların snunda
kesinlikle başka bir devletin otoritesi altına girmek aşağılığına düşeceklerini,
yabancı bir devletin hakimiyetinin esaret zincirlerini, kendi elleriyle,
boyunlarına takmağa mecbur olacaklarını hatırdan çıkarmamak gerekir:”

“Hoş görme kliği aldırmamazlık derecesine
götürmemek önemlidir

“Muhtelif inançlı kimseler, birbirlerine, kin nefret besliyorsa, birbirlerini
hor görüyorlarsa ve hatta sadece birbirlerine acıyorlarsa, bu gibi
kimselerde taassupsuzluk (hoşgörü) yoktur, bunlar mutaassıptırlar

ATATÜRK’ÜN İNSAN SEVGİSİ İLE İLGİLİ SÖZLERİ

– Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar mutsuzdurlar. Apaçıktır ki, o adam insan olarak yok olacaktır. Herhangi bir şahsın, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Olumlu düşünen bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir. Bir insan böyle hareket ederken, “Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı farkedecekler mi?” diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce bilinmemesini tercih edecek karakterde bulunanlardır…
Bir adam ki; memleketin ve milletin mutluluğunu düşünmekten çok kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecedir. Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak kendi kişiliği ile ayakta tuttuğunu zanneden adamlar, milletlerinin mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına kavuştururlar. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir. ( 1937 )

– Bir toplumda kıymet ve kuvvet, onu oluşturan kişilerin kendilerini bir kıymet ve kuvvet olarak kabul etmelerindendir. Ancak, bu gibi kişilerden meydana gelmiş sosyal toplumlar tam bir bütün olarak kıymet ve kudret görünümü arz edebilir. ( 1937)

– Artık insanlık kavramı, vicdanlarımızı arıtmaya ve hislerimizi yüceleştirmeye yardım edecek kadar yükselmiştir…

İnsanları mutlu edeceğim diyen onları birbirine boğazlatmak insani olmayan ve son derece üzücü olan bir sistemdir.
İnsanları mutlu edecek tek vasıta, onları birbilerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan hareket ve enerjidir. Dünyanın barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır. ( 1931 )

– İnsanlar daima, yüksek, asil ve kutsal hedeflere yürümelidirler. Bu hareket şeklidir ki, insan olanın vicdanını, beynini ve bütün insanlık anlayışını tatmin eder. Bu şekilde yürüyenler, ne kadar büyük fedakârlık yaparlarsa, o kadar yükselirler ve bu hareket şekli mutlaka açık olur. ( 1926 )

– İnsanların saygı ve şerefinin, itaat ve uyumunun kendinden maddeten değil, manen yüksek olanlar için gösterilmesi insan ruhunun gereklerindendir. ( 1914 )

– Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır, kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin. ( 1908 )

– Neşeli olmayan insanlardan iki türlü şüphe edilir; ya hastadır, veyahut o insanın başkalarına bildirmek istemediği bir kuruntusu, bir derdi vardır.

– En iyi kişi kendinden çok ait olduğu sosyal toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına kendini adayan insandır.

Mustafa Kemal Atatürk

 

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir